Kayıtlar

Kızıl Senarist Dalton Trumbo'dan Kızı Nikola'ya Mektup

Resim
Dalton Trumbo, Hollywood’un en parlak ve en cesur senaristlerinden biriydi. Spartacus, Roman Holiday ve The Brave One gibi filmlerle tanınan Trumbo’nun kariyeri, McCarthy döneminde Amerikan Karşıtı Faaliyetler Komitesi (HUAC) önünde ifade vermeyi reddettiği için aniden kesintiye uğradı. Kongre’ye saygısızlıktan mahkûm edilerek 1950 yılında neredeyse bir yılını hapiste geçirdi—bu deneyimi, sonrasında hayatını değiştiren bir dönüm noktası olarak tanımlayacaktı. Bu mektup, hapisten çıkışından altı yıl sonra, 1957 yılında kaleme alındı. Trumbo, mektubu Avrupa’da seyahat etmekte olan 17 yaşındaki kızı Nikola’ya yazmıştı. İlk bakışta sadece bir dizi seyahat tavsiyesi gibi başlayan satırlar, giderek daha derin ve dokunaklı bir hâl alıyor—Nikola’nın hayatı boyunca saklamış olduğunu hayal ettiğim bir mektup.  Los Angeles, Kaliforniya 10 Ocak 1957 Sevgili Nikola, Sana sık sık yazmıyor olabilirim ama sanırım sen de kabul edersin ki yazdığımda sözcüklerimi hiç esirgemem. Aklımda birkaç şey var...

Aksi ve Sevimli George Bernard Shaw

Resim
  Yukarıda gördüğünüz şey, dünya tarihinde hem Oscar'a (1938'de Pygmalion filminin senaryosu ile) hem de Nobel'e layık görülmüş ilk ve tek kişi olan, büyük usta, İrlandalı oyun yazarı George Bernard Shaw'un, yaşamının son dönemlerinde almaktan ve cevaplamaktan sıdkının sıyrıldığı davetlere, mektuplara vs. genel cevap niteliğinde hazırlattığı reddiye kartının bir kopyası. Kartta şöyle yazıyor:    Bay Bernard Shaw’un okuyucuları ve oyunlarının izleyicileri on binleri bulmaktadır. Onun yaşında kalan kısıtlı zaman, tamamen edebi çalışmaları ve bununla ilgili işlerle doludur; ayrıca savaş vergileri de mali kaynaklarını ciddi şekilde sınırlandırmıştır. Bu nedenle aşağıdaki uyarıları ve bildirimleri basmak zorunda kalmıştır: Bireysel şikayetlerle veya para talepleriyle ilgilenemez. İmza ya da fotoğraf taleplerini karşılayamaz. Okul ve kiliseleri finanse edemez. Bağışlarını mezhep ayrımı yapmayan kamu kuruluşlarına, yardımlarını ise Kraliyet Edebiyat Derneği...

Güle güle Arife

Resim
                Sevgili Arife, Eskiden insanın büyüdüğünü anlamak için kendi adına düzenlenmiş bir faturayı ödemesi ya da basur, varis, tansiyon gibi dertlerden şikayetçi olması gerektiğine inanırdım. Sen gidince asıl büyümenin, çocukluk kahramanlarını yitirmek olduğunu anladım. Kaburgalarımın altında uzun zamandır pençeleriyle tırmalayarak kendini dışarı atmaya çalışan bir canavarla yaşıyordum, babaanne. Etime ve ruhuma tırnaklarını geçirip yol kazıp duran bu canavar, umudun insanlara işkence ettiği zifiri bir cehennemde hayat bulmuştu. Çok uzun bir konu bu; belki bir gün detaylarıyla anlatırım. Gregor Samsa ve Mr. Hyde melezi bir hikaye. Artık onu içine doğmaya can attığı dünyaya salıp arınmanın vakti, babaanne. Artık büyümemin vakti. Gurbetteki torunun bu gece büyüyüp koca adam olacak. Sırf bu yüzden, bir katran havuzunun ortasında debelenir gibi debelenip durduğumuz çağın absürdizmine teslim olmamak uğruna hatırı sayılır bir süredir iğren...

Hayatının golü

Spor tarihinin sayfalarını çevirdikçe 73 yılındaki kanlı darbeyle Şili yönetimini ele geçiren diktatör Pinochet’yi protesto etmek için Santiago’daki maça gelmeyi reddeden SSCB milli futbolcularından Conrinthians takımında ter dökerken futbolun bahşettiği ünü ülkedeki askeri diktatörlüğe meydan okumak için kullanan Brezilyalı efsane orta saha Doktor Socrates’e, 68 olimpiyatlarında 200 metre koşusunda 1’inci ve 3’üncü olan Tommie Smith, John Carlos ikilisine eldivenlerini verip ırkçılık karşıtı protestolarına katılan Avustralyalı atlet Peter Norman’dan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam edilmelerine karşı imza toplayan Metin Oktay’a, Vietnam savaşına gitmeyi reddedince şampiyonluk kemeri elinden alınan Muhammed Ali’den ülkesindeki çatışmaları dindirmek için barış konuşmalarına aracılık eden Didier Drogba’ya, ilham verici hikayeleriyle satır aralarından gülümseyerek içimizi ısıtan onlarca hatta yüzlerce isimle karşılaşıyoruz. Bu parıltılı isimlere geçtiğimiz Pazar gecesi Ma...

Ülkeni nasıl kaybetmezsin

Ülkeni nasıl kaybetmezsin Britanyalılara özgü küçümseyici/iğneleyici iltifat etme sanatı benim gibi acemiler için hep bir muamma olmuştur. Oxford’da davetliyken “ilginç” kelimesinin çoğunlukla “saçma” ya da “tutkulu” anlamında kullanıldığını öğrenmiştim - ki çılgın ya da düpedüz “deli” anlamında da kullanıldığı için Britanya’da alabileceğiniz en berbat iltifatlardan biridir. Ama son kitabım “How to Lose A Country” (Ülkeni nasıl kaybedersin: Yedi adımda demokrasiden diktatörlüğe) hakkında yayınlanan bir eleştiri yazısı sayesinde yeni bir iltifata şahit oldum; “sinirden titriyor”. Bunun pek de iyi niyetle edilmiş bir iltifat olmadığından eminim, özellikle de Britanya’nın Brexit karmaşasına öfkeden köpürmesi için iki koca yıl geçmesi gerektiğini göz önünde bulunduracak olursak. Oysa benim geldiğim yerde kızgın demek kızgın demek ve tüm gezegen Türkiye’deki meşhur rejimi iyi bildiği için çokları öfkemin haklı bir sebebe dayandığı konusunda görüş birliğine varıyor. Sanırım sorunun bir kısmı...

Papa Hem

Ernest Hemingway’in erken gazetecilik döneminden 3 ilginç makale Hemingway edebiyat devine dönüştüğü kariyerinin henüz başlarında bir muhabir çırağıydı.  18 yaşında liseden mezun olduğunda Kansas City’ye taşınıp Kansas City Star gazetesinde - kendine özgü, darbeli ve staccato (kesik kesik) biçemini şekillendireceği - altı aylık bir staja başladı.  Erken dönem metinlerinin bazıları günümüzün istatistiklere boğulmuş, ruhsuz habercilik örneklerine benzeyen aceleye getirilmiş, ham yazılardı. Ancak gün geçtikçe daha olgun ve edebi bir dil geliştirmeye başladı. İşte Hemingway’i sonunda bir efsaneye dönüştüren serüvenin ilk yıllarına ışık tutacak metinlerden bazıları.   “Hasta yetiştirme telaşının ertesi” (20 Ocak, 1918) Hemingway kendisini bir hikaye yakalamaya öyle koşullamıştı ki hırsından ambulansların peşinden koştuğu bile söylenir. Star’da işbaşı yapmasından üç ay sonra verdiği uzun uğraşlar sonucu bir hastanenin gece vardiyası hakkında makale yazma iznini koparabildi. Bu ...

Bir direniş eylemi: Delilik

Mika kendi ellerimle hazırlayıp dezenfekte edilmiş termosumdan doldurduğum cin toniği yudumlarken “Sakın o soruyu sorma, yoksa aklını yitirebilirsin” diye çıkıştı. Şehir yönetimi geniş sokağa çıkma sınırlamaları dayatmamış olsa da, Mika, kendi sıkı tedbirlerini uygulamada, bir nevi kendi olağanüstü halini ilan etmede epey kararlıydı. Zagreb’deki koronavirüs vaka sayısı oldukça düşük olmasına rağmen, Mika’nın içini rahatlatmak adına önceden titizlikle dezenfekte ettiğim plastik saklama kaplarında atıştırmalıklar hazırlamam gerekti. Salgın baş gösterdiğinden beri fiyatı tavan yapan geleneksel Türk kolonyalarından da bir tane aldım. Her zamanki soğukkanlı ses tonuyla “Bunca zahmete girmene hiç gerek yoktu, tatlım” dedi “virüsten korktuğumdan değil, bu delilik çağıyla kendi yöntemimle başa çıkmaya çalışıyorum sadece. Geleceği düşünmeyi kes diye bu yüzden başının etini yiyorum. Geleceği düşünmek seni delirtebilir. Tecrübeyle konuşuyorum.” Benimle aynı yaşta olan Mika Zagreb’de yaşayan ç...